Sanat Tarihi Atlası · Ders
Atlas V — Modernizmler ve çağdaş pratikler · 8/10
Feminist, kuir ve beden temelli pratikler: kimin görünmesine ve konuşmasına izin verilir?
Beş eser üzerinden bedenin 1964–1985 arasında kamusal alanda, sanat kurumlarına yönelik eleştiride, katılımcı üretimde ve eşitsiz arşivlerde nasıl kullanıldığını inceleyen rehber.

Neye bakacağız?
Bu bölüm, feminist ve kuir sanatçıların beden, görünürlük ve söz hakkı üzerindeki eşitsizliklere nasıl karşı çıktığını anlatır.
Warren K. Leffler’ın 1970 tarihli fotoğrafının ortasında büyük bir pankart vardır: “GWU WOMEN’S LIBERATION.” Çevresindeki insanlar Washington, D.C. sokaklarında omuz omuza yürür. Ellerindeki dövizler taleplerini görünür kılar. Ancak kamera yalnız kalabalığı kaydetmez. Belirli bir anı seçer, yürüyen insanları bir görüntüye dönüştürür; bu görüntü önce dergi arşivine, onlarca yıl sonra da dijital koleksiyona girer.
Kimin görünmesine izin verilir? Kim küçümsenmeden veya sözleri başkası tarafından yeniden yorumlanmadan konuşabilir? Eylem sona erdikten sonra kaydı kim denetler? Bu sorular, hiçbir zaman tek bir üslup ya da hareket oluşturmamış farklı sanat uygulamalarını birbirine bağlar.
Görünürlük tarafsız bir koşul değildir
Sanat tarihi görünür olmayı çoğu zaman tartışmasız bir kazanım gibi anlatır: Dışlanmış sanatçı “keşfedilir”, beden galeriye girer veya bir kimlik temsil edilmeye başlar. Oysa bir kişi görünmeye davet edilebilir; görüntüsü izinsiz alınabilir, gözetlenebilir, satılabilir, yanlış adlandırılabilir ya da kişinin kendisini tehlikeye atacak biçimde kullanılabilir. Bir müze kişinin görüntüsünü sergilerken onu karar sürecinin dışında bırakabilir. Bir performans izleyiciye hareket etme yetkisi verirken bütün riski sanatçının bedenine yükleyebilir.
Bu bölüm görünürlüğü; erişim, sunuluş biçimi, eylem, belgeleme, dolaşım, övgü ve koruma arasındaki ilişkiler üzerinden ele alır. Yalnız “Beden görünüyor mu?” diye sormayın. Hangi koşullarda, kimin kullandığı araçlarla ve hangi sonuçlarla görünür olduğunu da sorun.
Kapsam: 1964–1985, beş görsel inceleme ve bilinçli yokluklar
İncelenen dönem Yoko Ono’nun 1964’teki ilk Cut Piece performanslarıyla başlar ve 1985’te sona erer. Bu bitiş tarihi iki büyük araştırma sergisinin çerçevesini izler: We Wanted a Revolution: Black Radical Women, 1965–85 ve Radical Women: Latin American Art, 1960–1985. Elbette hiçbir seçki bu yıllarda üretilen bütün eserleri temsil edemez.
Hakları incelenmiş beş görsel bu bölümün omurgasını oluşturur: İki Library of Congress fotoğrafı ve üç GeMarkt diyagramı. Ono’nun, Womanhouse katılımcılarının, Lorraine O’Grady’nin, Howardena Pindell’ın, Ana Mendieta’nın, Letícia Parente’nin ve Asco’nun telifli eserleri burada anlatılır, fakat görselleri yayımlanmaz. Bir görselin internette bulunması, onu yeniden yayımlama izni vermez. Görselin yokluğu eserin önemi hakkında değil, kullanım hakları hakkında alınmış bir karardır.
Yürüyüş kadraja girer
Library of Congress, açılış fotoğrafını 26 Ağustos 1970’te Farragut Square’den Lafayette Park’a yapılan kadın özgürlüğü yürüyüşü olarak tanımlar. Geniş cadde, katılımcıların uzun bir sıra hâlinde ilerlemesine imkân verir. Büyük ortak pankartlar, elde yapılmış karton dövizler, yazlık giysiler, park edilmiş otomobiller ve uzaktaki hükümet binaları aynı görüntüde yer alır. Katılımcılar sıradan bir kent yolunda birlikte yürüyerek siyasal bir topluluk oluşturur.
Fotoğraf her yürüyüşçünün aynı talebi taşıdığını söyleyemez. “Kadın özgürlüğü” hareketi içinde ırk, emek, cinsellik, aile, hukuk, savaş ve izlenecek yöntemler konusunda anlaşmazlıklar vardı. Görüntü yürüyüşte kimin bulunmadığını veya kimlerin orada kendini güvende hissetmediğini de göstermez. Kanıtladığı şey daha sınırlıdır: İnsanlar birlikte yürüyerek neyin görülebileceğini ve söylenebileceğini değiştirmiş, dövizler de taleplerini fotoğrafçının kadrajına taşımıştır.
Fotoğraf hem belgeleyebilir hem azaltabilir
Leffler, U.S. News & World Report için çalışıyordu. Fotoğrafın negatifi önce derginin haber koleksiyonuna, ardından ulusal kütüphaneye girdi. Bu kurumsal yolculuk, görüntünün günümüze ulaşmasını ve bugün kolayca bulunmasını sağladı. Sayısız toplantı, konuşma, performans, el yapımı nesne ve daha az fotoğraflanan eylem aynı koruma imkânına sahip olmadı.
Belgesel fotoğraf insanların mekândaki konumunu, giysileri, dövizleri, hareketleri, hava koşullarını ve kameranın bakış noktasını korur. Fakat olayın süresini, sesini, tartışmalarını ve kişisel deneyimleri tek ana sıkıştırır. Künye ve arama terimleri görüntünün bulunmasını kolaylaştırırken ona belirli kategoriler de dayatabilir. Bu yüzden fotoğrafı tarafsız bir pencere gibi değil; verilen görev, kamera, seçilen an ve arşiv tarafından biçimlendirilmiş bir kanıt olarak ele alın.
Görünürlük bir kapılar zinciridir
Diyagram, genel sanat tarihi anlatılarında sık sık birbirine karıştırılan aşamaları ayırır. Bir kişi galeriye erişemeden de eser üretebilir. Eylem galeriye girebilir, fakat düşmanca bir dille sunulabilir. Bir performans kayda alınabilir, ancak kayıt yalnız fotoğrafçının veya kurumun adıyla anılabilir. Dosya günümüze ulaşsa bile kataloglanmadan kalabilir. Bir eser sonradan “yeniden keşfedilip” sanat tarihine alınabilir; bu süreç eserin geldiği topluluğa karar yetkisini veya kaynakları geri vermeyebilir.
Bu kapılar tek yönlü bir ilerleme merdiveni değildir. Sanatçılar sokakları, kitapları, postayı, videoyu, topluluk mekânlarını veya bağımsız galerileri kullanarak büyük kurumları aşabilir. Kurumlar da başka türlü kolayca kaybolacak belgeleri koruyabilir. Bu nedenle “kurum”u her zaman iyi veya her zaman baskıcı saymak yerine, her aşamayı kimin denetlediğine bakın.
Beden hem mecra hem yönetilen öznedir
Bedeni bir sanat mecrası olarak tanımlamak, hikâyenin yalnız bir bölümüdür. Hukuk, polis denetimi, tıp, aile beklentileri, çalışma hayatı, mimari ve giyim kuralları bedenin hareket alanını belirler. Irkçılık, toplumsal cinsiyet normları, göç ve medya da bir eylemin nasıl anlaşılacağını ve sanatçıya neye mal olacağını etkiler. Bir icracının rahatça yapabildiği hareket, başka biri için tehlikeli veya anlaşılmaz olabilir.
Beden temelli sanat, bedenin zaten nasıl yönetildiğini görünür kılabilir. İdealleştirilmiş çıplak figürü reddedebilir, kalıcı nesnenin yerine zaman içinde süren bir eylem koyabilir. Ev emeğini kamuya taşıyabilir veya izleyicinin bakma eylemine nasıl katıldığını açığa çıkarabilir. Ancak beden, tarihten bağımsız ham bir malzeme değildir. Eyleyen bedenin kime ait olduğunu, izleyicilerin ona hangi tarihsel anlamları yüklediğini ve kimin istediği anda geri çekilebildiğini sorun. Belgenin ilk karşılaşmadan sonra nerelerde dolaşmaya devam ettiğini de izleyin.
Cut Piece eylemi ve riski yeniden dağıtır
Yoko Ono, Cut Piece’i ilk kez 1964’te Kyoto’da; daha sonra Tokyo, New York ve Londra’da sundu. Sanatçı sahnede otururken izleyiciler yanına gelip giysisinden parçalar kesmeye davet edildi. Bu basit talimat, eylem üzerindeki kararları farklı kişilere dağıttı. Koşulları Ono kurdu; ancak katılımcılar ne zaman yaklaşacaklarına, nereden keseceklerine ve ne kadar kumaş çıkaracaklarına karar verdi. Toplu eylemin ne zaman duracağı da onların davranışına bağlıydı.
MoMA, eseri toplumsal cinsiyet, sınıf ve kültürel kimlik üzerinden yorumlar. Ono’nun kayda alınmış açıklaması ise verme eylemine ve başkalarının ne kadarını alacağı sorusuna odaklanır. İki yaklaşım da önemlidir; eser tek bir alegoriye indirgenemez. Davet, kendini tutma, eylemin giderek sertleşmesi, izleyicinin bakışı, giysi ve bedenin kırılganlığı birlikte işler. İzleyici önünde sessizce oturan Japon bir kadına yüklenen toplumsal anlamlar da bu ilişkilerin parçasıdır.
Katılım asimetriyi ortadan kaldırmaz
Bir talimat izleyiciyi harekete geçirebilir, fakat herkesi eşit kılmaz. Makasa ve kamuya açık bakışa maruz kalan beden Ono’nunkiydi. Her katılımcı kısa süre için karar verdi; grubun toplam etkisini ise tek bir kişi bütünüyle denetlemedi. Yerinden kalkmayanlar da izleyerek, bekleyerek ve odadaki havayı belirleyerek olayın parçası oldu.
“Etkileşimli” ve “katılımcı” sözcükleri demokratik çağrışım yapabilir. Ancak katılımın koşulları önceden tasarlanmıştır. Daveti kim yapıyor, kuralları kim biliyor, riski kim taşıyor? Kim istediği anda ayrılabiliyor ve görüntülerin sahibi kim oluyor? Katılımı baştan övmek yerine karar verme gücünün, bilginin ve sonuçların kimler arasında nasıl dağıldığını incelemek gerekir.
Rıza tek seferlik bir anahtar değildir
Sanatta rıza, yalnız başlangıçta bir davetin kabul edilmesiyle kesinleşmez. Katılımcı yeterli bilgiye sahip olmayabilir. İzleyici eylemi beklenmedik ölçüde sertleştirebilir; toplumsal baskı “hayır” demeyi zorlaştırabilir. Fotoğraf veya video kaydı da katılımcıların öngörmediği biçimlerde dolaşabilir. Eylemi durdurabilme gücü, onu başlatma gücü kadar önemlidir.
Bu güncel değerlendirme aracı, geçmişteki her eser hakkında bugünün ölçüleriyle kesin hüküm vermek için kullanılmamalıdır. Katılımcıların neyi anladığını ve icracının koşulları değiştirip değiştiremediğini sorun. Güç ilişkilerinin “hayır” demeyi zorlaştırıp zorlaştırmadığına ve görüntülerin sonradan nerede dolaştığına bakın. Bilmediğimiz noktaları kabul etmek, bedensel riski romantikleştirmekten daha doğrudur.
Womanhouse ev içi mekânı kamusal sava dönüştürdü
Judy Chicago ile Miriam Schapiro, 1971’de California Institute of the Arts’ta feminist sanat programını yürütüyordu. Sınıftaki öğrenciler, terk edilmiş bir Hollywood konağını 1972’de açılan Womanhouse sergisine dönüştürdü. Odalar ve performanslar ev yaşamını, âdet görmeyi, kadınlara yüklenen işleri, cinselliği, güzellik anlayışını ve dayatılan rollerin ruhsal baskısını ele aldı. Böylece ev, biçime odaklanan sanat eğitiminde ve ana akım sergilerde dışlanan deneyimlerin birlikte incelendiği bir alana dönüştü.
Binanın kendisi tarafsız bir arka plan değildi. Temizlik, onarım, düzenleme, süsleme, prova ve ziyaretçileri ağırlama işleri, ev emeğini projenin temel parçası yaptı. Mutfak, banyo, yatak odası, çocuk odası, depo ve kapı eşikleri yalnız mekân olmaktan çıktı; toplumsal tarih taşıyan biçimlere dönüştü.
Pedagoji eserin parçasıydı
Womanhouse çoğu zaman tek tek yerleştirmelerle hatırlanır, fakat projenin eğitim süreci de önemlidir. Yalnız kadınlardan oluşan sınıf, öğrencilerin yaşadıkları deneyimleri sanatsal biçime çevirebileceği bir ortam kurmaya çalıştı. Ortak yöntemleri deneyebilir ve erkek egemen sanat dünyasının değerlerine meydan okuyabilirlerdi. Bu ortamda otorite bütünüyle ortadan kalkmadı. Öğretmenler, öğrenciler, takvim, beceri farkları, bina ve tanıtım çalışmaları projeyi hâlâ biçimlendiriyordu. Yine de ders programının kendisi de değiştirilmesi gereken bir konu hâline geldi.
Bir sanat okulu ödevler, eleştiri oturumları, kanonlar ve “ciddi sanat” tanımları aracılığıyla dışlamayı yeniden üretebilir. Ancak yeni izleyici toplulukları ve ortak beceriler de oluşturabilir. Feminist eğitim yalnız sanat tarihine hangi isimlerin ekleneceğiyle ilgili değildi. Sanatçıların kendi deneyimlerini nasıl adlandırdığı, eserleri nasıl değerlendirdiği, emeği nasıl paylaştığı ve izleyiciye nasıl seslendiği de değişmeliydi.
Evin de sınırları vardı
Smithsonian American Art Museum, Schapiro’nun Womanhouse için yaptığı Dollhouse eserini belirli bir toplumsal çevre içinde açıklar. Eser, sanatçının kuşağındaki beyaz ve orta sınıf bir kadından ev kadını, anne ve heteroseksüel eş olarak uyması beklenen standartlarla ilgilidir. Bu sınırlandırma önemlidir. Ev ideolojisi güçlüydü, fakat bütün kadınların hayatını aynı biçimde düzenlemiyordu.
Irk, sınıf, cinsellik, engellilik, göç, ücretli ev işi ve barınma güvencesizliği “ev”in anlamını değiştirir. Banliyödeki ev idealinin hapsettiği kadınlar için özgürleştirici olan bir anlatı, başka kadınları dışarıda bırakabilir. Örneğin başkalarının evlerini ücret karşılığı ayakta tutan veya güvenli barınma ile aile olarak tanınma hakkından mahrum bırakılan kadınların deneyimi farklıdır. Bu tarihi iki yönüyle okumak gerekir: Projenin 1972’de neyi değiştirdiğini anlamak ve örnek aldığı deneyimin toplumsal sınırlarını görmek.
Kurum eleştirisi müze onu toplamadan önce başladı
Feminist sanatçılar, müzelerin yıllar sonra kendileri hakkında sergiler düzenlemesini beklemedi. Kooperatifler ve bağımsız mekânlar kurdular; istatistikler ile bültenler yayımladılar. Müze seçimlerini protesto ettiler, sansüre karşı çıktılar ve personel ile satın alma politikalarının değişmesini talep ettiler. Bu eylemler müzeleri başyapıtlarla dolu tarafsız binalar olarak değil, kararların alındığı yönetim sistemleri olarak ele aldı.
Zaman sırasını korumak önemlidir, çünkü bir eserin sonradan koleksiyona alınması geçmişi tersine çevirebilir. Bir protesto fotoğrafı veya performans belgesi müzeye girdiğinde, kurum sanki kendisine yöneltilen eleştiriyi baştan beri desteklemiş gibi görünebilir. Sanatçıların ve aktivistlerin o dönemde ne istediğini açıkça belirtin. Müzenin neyi reddettiğini veya sonradan değiştirdiğini, hangi kayıtların korunduğunu ve daha sonraki sergilerin bu çatışmayı nasıl anlattığını da inceleyin.
Are Museums Relevant to Women? yönetişimi görünür kıldı
Brooklyn Museum, 1971’de “Are Museums Relevant to Women?” başlıklı kamuya açık bir foruma ev sahipliği yaptı. Sanatçı ve aktivist Faith Ringgold ile yazar Patricia Mainardi toplantıya birlikte başkanlık etti. Yirmi dokuz konuşmacı, müzelerin kadın sanatçıları ve kadın ziyaretçileri desteklemekteki sistemli başarısızlıklarını ele aldı. Böylece müzenin politikaları, temsil biçimleri, işe alımı, eğitim çalışmaları ve kamuya karşı sorumluluğu kendi binası içinde tartışmaya açıldı.
Bir forum yalnız konuşmalardan oluşmaz. Düzenleyicileri, davet listesi, odası, programı ve izleyicisi vardır. Tutanaklar veya ses kayıtları, tanıtım çalışmaları ve kurumun verdiği izin ya da gösterdiği direnç de olayın parçasıdır. Bunların her biri kimin konuşabileceğini ve söylediklerinden neyin günümüze kalacağını etkiler. Forumun başlığı soruyu tersine çevirir: Kadınların müzelere uyup uymadığını değil, müzelerin sahip oldukları otoriteyi hak edip etmediğini sorar.
Ana akım feminizm herkes adına konuşmadı
“Kadın sanatçılar” adı siyasal dayanışma sağlayabilir, fakat bu kategori içindeki farkları da gizleyebilir. Brooklyn Museum, We Wanted a Revolution sergisinin ele aldığı ana akım ikinci dalga feminizmi büyük ölçüde beyaz ve orta sınıf bir hareket olarak tanımlar. Siyah kadın sanatçılar yurttaşlık hakları, Siyah Güç, feminizm, savaş karşıtı siyaset, emek, cinsellik ve deneysel sanatın kesiştiği yerde çalıştı. Siyah siyasal çevrelerde cinsiyetçilikle, feminist hareket ve sanat kurumlarında ise sık sık ırkçılıkla karşılaştılar.
Bu sorun, tamamlanmış bir sanat tarihine birkaç isim daha ekleyerek çözülemez. Irk; kurumlara erişimi, polis denetimini, çalışma hayatını ve bedenin nasıl temsil edildiğini değiştiriyorsa feminist sanatın kendisini de değiştirir. Bu nedenle tek bir “evrensel kadın” varsayımından vazgeçmek gerekir. Kimlikler, kurumlar, hareketler ve sanat mecraları arasındaki somut ilişkilere bakılmalıdır.
Siyah feminist uygulama haritayı değiştirir
Catherine Morris ile Rujeko Hockley’nin düzenlediği We Wanted a Revolution: Black Radical Women, 1965–85, araştırmaya dayalı bir sergiydi. Kavramsal sanat, performans, film, video, fotoğraf, resim, heykel ve baskıyı birlikte ele aldı. Faith Ringgold, Lorraine O’Grady, Howardena Pindell, Senga Nengudi, Maren Hassinger, Betye Saar, Emma Amos ve Dindga McCannon sergide yer alan çok sayıdaki sanatçı arasındaydı.
Sergi, sanatın ya “siyasal” ya da “deneysel” olması gerektiği düşüncesini reddetti. Kurum kurma, soyutlama, beden eylemleri, hareketli görüntü, ortak üretim ve protesto birbiriyle kesişiyordu. Böyle bir tarih, tanınma imkânının eşitsiz dağıldığı bir ortamda sanatçıların kendi mekânlarını, izleyicilerini ve eleştiri dillerini nasıl oluşturduğunu sorabilir.
Mlle Bourgeoise Noire izinsiz girer
Lorraine O’Grady, 1980’de Just Above Midtown’daki bir açılışa taç ve kuşakla geldi. Üzerinde 180 çift beyaz eldivenden yapılmış bir gece elbisesi ve pelerin vardı. Mlle Bourgeoise Noire kişiliğine bürünen sanatçı, beyaz bir kamçıya bağlanmış kasımpatıları dağıttı. Ardından törensel zarafeti, sanat dünyasındaki ırkçı ve cinsiyetçi dışlamaları suçlayan bir konuşmaya dönüştürdü. Siyah sanat çevrelerinin temkinli tutumunu da eleştirdi. Bu kişiliği 1981’de New Museum’a taşıdı.
Performans; güzellik yarışmalarını, orta sınıf saygınlığını, hizmet emeğini, kadınlığı, plantasyon şiddetini ve avangart müdahaleyi aynı figürde buluşturdu. O’Grady galeri açılışının toplumsal ritüeline girdi. Böylece görgü kurallarının, konuk listesinin ve “sanatsal kalite” iddialarının gizlediği dışlamaları açığa çıkardı.
Performans kuruma kendisini gösterebilir
O’Grady’nin eylemi resmî programın parçası değildi, fakat varlığını galeri açılışına borçluydu. Açılış kültürel açıklık vaat ederken kimin oraya ait olduğu, eleştirinin nasıl dile getirileceği ve hangi davranışın profesyonel sayılacağı konusunda kuralları koruyordu. Mlle Bourgeoise Noire bu kuralları aşarak onları görünür kıldı. İzleyicilerin tepkisi ve rahatsızlığı, olayın hatırlanma biçimi, fotoğraflar ve sonraki anlatılar eserin tarihinin parçası oldu.
MoMA, 1980’deki olayın kendisini değil, daha sonra basılan fotoğraf portföyünü koleksiyonunda tutar. Bu durum, izinsiz bir müdahalenin sonradan nasıl resmî kültürel mirasa dönüşebildiğini gösterir. Performans kurumun sınırlarına meydan okumuştu; bugün görünür kalması ise kısmen bir kurumun onu korumasına bağlıdır.
Free, White and 21 eşitsiz inanılırlığı sahneler
Howardena Pindell’ın 1980 tarihli Free, White and 21 videosu, tanıklık ile onu reddeden sesi bölünmüş bir performansta yan yana getirir. Pindell önce yaşadığı ırkçı olayları anlatır. Ardından açık renk çorap, sarışın peruk ve güneş gözlüğü takarak beyaz bir kadın rolüne girer ve bu anlatıları küçümser. İki rolü de aynı sanatçı oynar, fakat toplum bu iki sese aynı ölçüde güvenmez.
Video; kurgu, kostüm, doğrudan kameraya konuşma, tekrar ve kontrollü dolaşım imkânı verir. Pindell, karşısına gerçekten düşmanca bir kişinin çıkmasını beklemek zorunda kalmaz. Yaşanmış deneyimin nasıl küçümsendiğini kendi performansıyla gösterir. Bu nedenle eser yalnız görünür olmakla ilgili değildir. Bir kişi ekranda açıkça görünebilir, ama yine de güvenilmez sayılabilir. Kimin nesnel, kimin aşırı duygusal; kimin bir grubu temsil eden, kimin istisna veya rahatsız edici kabul edildiği, hangi sözün bilgi sayılacağını belirler.
Ses bölünebilir, alıntılanabilir ve tartışılabilir
Kamera çoğu zaman konuşan kişiye doğrudan ulaştığımız duygusunu verir. Free, White and 21 ise sesin nasıl kurulduğunu özellikle gösterir. Kostüm rolü belirtir, kurgu iddialarla cevapların sırasını belirler ve videonun süresi tartışmayı biçimlendirir. Monitör izleyiciyi tekrar eden inkârın karşısına yerleştirir. Eser, kişisel tanıklığın tarafsız bir kamusal alana girip herkesinkiyle eşit koşullarda değerlendirildiği düşüncesini reddeder.
Yaşanan deneyim ile onu sunmak için alınan biçimsel kararları birbirine karıştırmayın. Kimin, kime, hangi rol içinde ve hangi mecrada konuştuğunu sorun. Pindell’ın anlatısının bütün Siyah kadınları istatistiksel olarak temsil etmesi gerekmez. Eser, bu tür tanıklıkları sürekli gerekli kılan ve sonra kolayca göz ardı eden yapılara müdahale eder.
Siyasal beden tek bir bölgesel dil değildi
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki feminist sanat, başka ülkelerdeki eserleri “erken”, “geç” veya “eksik” diye ölçtüğümüz evrensel bir şablon olamaz. Cecilia Fajardo-Hill ile Andrea Giunta’nın Marcela Guerrero’yla birlikte yürüttüğü Hammer Museum Radical Women araştırması, “siyasal beden” kavramını merkeze aldı. Latin Amerika’daki, ayrıca Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Latina ve Chicana sanatçıların çalışmalarını inceledi. Arşiv, bedenleri diktatörlük, sürgün, sansür, hapis, cinsellik, emek, peyzaj ve deneysel mecralarla ilişkilendirir.
“Feminist” sözcüğü her yerde aynı zamanda ve aynı anlamla kullanılmadı. Bazı sanatçılar bu adı benimsedi. Bazıları bedenin ve toplumsal cinsiyetin nasıl düzenlendiğine karşı çıkarken terimi reddetti veya onunla çok az karşılaştı. İncelemeye yerel kavramlardan, siyasal koşullardan ve sanatçı ağlarından başlayın. Ortak sorunlarla ilgilenmek için herkesin aynı etiketi kullanması veya tek bir merkezden etkilenmesi gerekmez.
Ana Mendieta beden, toprak, yokluk ve sürgünü birleştirdi
Havana’da doğan ve 1961’de Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderilen Ana Mendieta, “toprak-beden” eserleri adını verdiği bir çalışma biçimi geliştirdi. 1973–1980 arasındaki Silueta dizisinde bedenin dış hatları ve izleri toprak, kum, bitkiler, ateş, kan ve başka malzemeler içinde belirdi. Fotoğraf ve filmler, bu geçici biçimleri yapıldıkları yerin ve kısa sürelerinin ötesine taşıdı.
Bu eserler performans, arazi sanatı, fotoğraf, ritüel göndermeleri, feminizm, yerinden edilme ve geri dönüş temalarıyla kesişir. Beden bazen tam da orada olmadığı için görünür olur: Sanatçı ayrıldıktan sonra dış hattı kalır. Sürgün doğrudan resmedilmez. Bunun yerine beden, yer, hafıza ve kayıp arasındaki ilişkinin ne kadar kırılgan olduğu malzemede hissedilir.
Silüet evrensel bir kadın değildir
Mendieta’nın tekrar tekrar kullandığı beden dış hattı, izleyiciyi bu şekli zamansız ve evrensel “kadın” olarak okumaya yöneltebilir. Böyle bir okuma önemli bağlamları siler: Küba sürgünü, belirli peyzajlar, Yerli ve Afro-Küba göndermeleri, Katolik tarihleri ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki sanat kurumları. Sanatçının fotoğraf ve filmi bilinçli biçimde kullanması da gözden kaçabilir. Şeklin sade görünmesi, bu tarihleri önemsiz yapmaz.
Her doğal malzemeyi belirsiz bir “ruhanilik” göstergesi saymak da yanlıştır. Önce eserin nerede yapıldığını ve müze kaydının kesin olarak ne söylediğini belirleyin. Başlığın sanatçıdan mı, mirasından mı geldiğini; yorumların hangisinin sonraki eleştirmenlere ait olduğunu ayırın. Brooklyn Museum, Silueta ve Esculturas Rupestres dizilerini feminizm, çevrecilik ve sürgünle ilişkilendirir. Hammer arşivi kültürel yerinden edilme ve dönüşümü vurgular. Bu yorumlar eserleri anlamaya yardım eder, fakat beden biçimli her izi evrensel bir simge sayma izni vermez.
Letícia Parente üretim işaretini ten üzerine koyar
Letícia Parente, 1975 tarihli Marca registrada (Trademark) videosunda kameranın önünde oturur. İğne ve siyah iplikle ayağının tabanına “Made in Brasil” sözlerini diker. Geleneksel olarak ev işiyle ilişkilendirilen dikiş; ürün etiketi, beden ve video kaydıyla birleşir. Bu ifade bir yandan köken bildirir, öte yandan kişiyi damgalanmış bir ürüne dönüştürür.
Parente kimyager, öğretmen, baskı ustası ve Brezilya video sanatının öncülerindendi. Araştırmacı Mariana von Hartenthal, bu videoyu sanatçının cinsiyetçi bir kültürde beden, benlik ve kadın olma hâli üzerine yaptığı erken çalışmalar arasında değerlendirir. Eylemin yavaş ve kontrollü oluşu, sanatçıyı yalnız kurban veya yalnız fail olarak görmemizi engeller. İşaretlemeyi kendi eliyle yapar; fakat diktiği sözler bedenleri ve malları dışarıdan sınıflandıran sistemleri hatırlatır.
Video özel jesti çoğaltılabilir kılar
Dikiş ev içi bakım işiyle ilişkilidir. Yakın çekim video ise bu özel hareketi kamuya açık bir görüntüye dönüştürür. Kamera dikkati ayağa, ele, iğneye, ipliğe ve yavaş yavaş oluşan harflere toplar. Videonun süresi, iğnenin her batışını ve ipliğin her çekilişini görünür kılar. Kayıt sayesinde eylem farklı sergilerde gösterilebilir; sanatçının aynı bedensel işlemi her izleyici için yeniden yapması gerekmez.
Analog video; kayıt cihazına, bant formatına, oynatma donanımına, kopyalamaya, korumaya ve kurumların erişim kararlarına bağlıdır. Bantların başka formata aktarılması da gerekir. Görüntünün doğrudanlık hissi, yoğun teknik emek ve uzun süreli koruma sayesinde sürer. Sanatçının ve koleksiyonun tanımına bakarak videonun eserin kendisi mi, bir eylemin kaydı mı, yoksa ikisi birden mi olduğunu belirleyin.
Diktatörlük bedenin okunma biçimini değiştirir
Brezilya, 1964–1985 arasında sivil-askerî diktatörlükle yönetildi. Hammer’ın Radical Women araştırması, bölgedeki eserleri otoriter denetim, sansür, işkence ve sürgünle ilişkilendirir. Yönetimin davranış ve bedenler üzerindeki denetimini de vurgular. Bu koşullar, bedeni işaretlemeyi, ölçmeyi, gizlemeyi ve kamerayla dolaylı konuşmayı siyasal açıdan yüklü hâle getirir. Ancak her hareketi tek doğru anlamı olan şifreli bir mesaja dönüştürmez.
Marca registrada’daki ulusal etiket, savunmasız ayak, iğne ve kamera; ürün, ulus, kadın emeği, zorlama ve kişinin kendini yazması üzerine yorumları destekler. Yine de belgelenmiş tarih ile bizim çıkarımlarımızı ayırmak gerekir. Parente’nin eseri Brezilya diktatörlüğünün eksiksiz bir resmi değildir. Ülkenin tarihi de sanatçının her biçimsel kararını kendiliğinden açıklamaz. Bağlam yorumun sınırlarını belirler ve onu güçlendirir; esere dikkatle bakmanın yerini almaz.
Kuir kamu basitçe açığa çıkmaz, kurulur
Kuir görünürlük çoğu zaman özel hayattaki gizlilikten kamuya açık kimliğe doğru düz bir ilerleme gibi anlatılır. Tarih bu kadar doğrusal değildir. Barlar, sokaklar, parklar, danslar, yayınlar, tiyatrolar, film gösterimleri, topluluk merkezleri ve protestolar insanların birbirini bulabildiği ve hak talep edebildiği alanlar oldu. Aynı alanlar polis denetimine, sansüre, şiddete, ekonomik dışlamaya ve düşmanca medya temsillerine de açıktı.
National Park Service, Haziran 1969’daki Stonewall’u kuir yaşamın veya direnişin başlangıcı olarak tanımlamaz. Onu örgütlenmeye yeni bir hız kazandıran dönüm noktası sayar. Hareket içindeki gruplar topluma uyum, ittifaklar, toplumsal cinsiyet, ırk ve mücadele yöntemleri konusunda anlaşmazlık yaşadı. Bir kişinin kimliğinin bilinmesi hukuki ve toplumsal sonuçlar doğurabildiği için, kamu önünde görünmek hem güç kazandırdı hem kişiyi tehlikeye açık hâle getirdi.
1976 gösterisi sıradan bir sokağı işgal eder
Leffler’ın fotoğrafında göstericiler restoranlar, park edilmiş araçlar, ticari tabelalar, yayalar ve bir çocuk arabasının arasında yürür. Siyasal eylemi gündelik kent hayatından ayıran bir anıt veya özel sahne yoktur. Yürüyen bedenler sokağı geçici bir kamusal alana dönüştürür; yakındaki insanlara, gazete okurlarına ve siyasal kurumlara seslenir.
Library of Congress’un güncel kataloğu negatifi 11 Temmuz 1976’ya tarihler ve olayı New York’taki Demokratik Ulusal Kongre sırasında yapılan bir gösteri olarak tanımlar. Bu kurumsal kayda dayanmak, kaynağı belirsiz paylaşımları aynı ölçüde güvenilir saymamızı önler. Tarih, fotoğrafçı, arşiv ve çoğaltma numarası sağlam bir künye kurmayı sağlar. Ancak fotoğraftaki her katılımcının kimliğini açıklamaz.
Haklar fotoğrafı bütün hareket değildir
Fotoğrafın tarihsel katalog kaydı “eşcinsel hakları” ifadesini kullanır. Bugün LGBTQ veya kuir sözcükleri daha geniş bir alanı anlatabilir. Ancak güncel terimleri 1976’daki kalabalığın her üyesine uygulamak, kişilerin kendilerini nasıl tanımladığını gözden kaçırabilir. Eski katalog ifadesini açıklamadan tekrarlamak da onun dışlayıcı sınırlarını sürdürebilir. Tarihsel dili zamansız bir doğru gibi değil, kendi dönemine ait bir ifade olarak alıntılamak veya açıklamak gerekir.
Görüntü ana akım bir haber fotoğrafçısı tarafından çekildiği için güçlü bir arşiv zincirinde korundu. Bu durum onu topluluk fotoğraflarından, el ilanlarından, sözlü tarihlerden, filmlerden veya geçici basılı malzemelerden daha temsil edici yapmaz. Library of Congress’un LGBTQ kaynak seti farklı kayıt türlerini bir araya getirir. Bu fotoğraf da daha büyük tarihin yalnız bir izidir.
Asco var olmayan filmler için imgeler yaptı
Doğu Los Angeles’ta çalışan Asco kolektifi özellikle Harry Gamboa Jr., Gronk, Willie Herrón III ve Patssi Valdez’le ilişkilendirilir. Grup performans, fotoğraf, kavramsal yöntemler, moda, duvar resmi eleştirisi ve medya müdahaleleri kullandı. “No Movies” çalışmaları, gerçekte hiç çekilmemiş Chicano filmlerinden kareler gibi sunulan sahnelenmiş fotoğraflardı. Bu yokluk çalışmanın temeliydi: Hollywood, Chicano sanatçı ve izleyicileri önemsiz sayıyor; onları çok az ve çoğunlukla olumsuz biçimde temsil ediyordu.
LACMA araştırması No Movies’i “başka araçlarla yapılan sinema” olarak tanımlar. Ayrıntılı kostümler, pozlar, makyaj, mekân, başlıklar ve fotoğrafların dolaşımı hayalî bir film endüstrisine ait kanıtlar üretti. Grup Hollywood’dan yalnız daha farklı yüzlere yer vermesini istemedi. Fotoğraflar, tek bir film karesinin arkasında bulunması gereken fakat Chicano sanatçılar için eksik olan endüstriyel yapıyı açığa çıkardı. Aynı zamanda ihtişamı, film türlerini ve yıldız tanıtımını kendi koşullarında yeniden üretti.
Kamusal imge ele geçirilip yeniden dolaşıma sokulabilir
Smithsonian’ın Asco À la Mode anlatısına göre grup, sahnelenmiş bir görüntüyü haber kanallarına gönderdi ve fotoğraf orada gerçek bir filmden kareymiş gibi yayımlandı. Bu müdahale, medyaya duyulan güveni sanatsal malzeme olarak kullandı. Bir fotoğraf ile künye, hiç var olmayan filmi gerçek gösterebiliyorsa kamusal temsil yalnız kameranın önündekine bağlı değildir. Görüntüyü dağıtan sistemler de neyin gerçek kabul edileceğini belirler.
Patssi Valdez’in özenle biçimlendirilmiş bedeni ne adsız bir simge ne de yalnız belgesel bir konudur. Poz, kostüm ve ortak çalışma, ana akım sinemada bulunmayan koşullarda bir yıldız görüntüsü kurar. Telif, yazarlık ve eserin sonradan koleksiyonlara girişi de önemini korur. Performans, kameraya verilen poz, biçimlendirme, negatif, baskı, künye ve dolaşım farklı kişilerce yürütülen emek ve denetim aşamaları içerebilir.
Görünme, konuşma ve hayatta kalma farklı başarılardır
Bu örneklerde “görünürlük” tek bir başarı anlamına gelmez. Ono izleyicinin gözü önündedir ve talimatı kendisi kurar, fakat eşitsiz bir biçimde teşhir edilmeyi de kabul eder. Womanhouse yeni bir izleyici ve eğitim ortamı yaratırken kendi toplumsal sınırlarını açığa çıkarır. O’Grady kurumlara, kibar sınırlar içinde kalmayı reddeden bir kişilikle girer. Pindell, konuşmanın tek başına inanılır olmayı sağlamadığını gösterir. Mendieta ile Parente, geçici veya bedensel eylemleri zaman içinde sürdürebilmek için kayıt kullanır. Asco ise var olmayan bir temsil sistemi için görüntüler üretir.
Bu eserlerin hiçbiri herkes için geçerli bir reçete sunmaz. Her biri farklı bir ilişkiyi incelemeye açar: beden ile izleyici, ev ile okul, kişilik ile kurum, tanıklık ile inkâr, ulus ile ten, topluluk ile medya, olay ile arşiv.
Beden temelli olaydan geriye ne kalır?
Canlı bir olayı bütün süresiyle yalnız orada bulunanlar deneyimler. Fotoğraf, görünenlerin belirli bir bölümünü seçer. Film, bakış açılarını ve zamanı düzenler. Partisyon olası eylemleri tarif eder, fakat belirli bir sürümün gerçekten uygulandığını kanıtlamaz. Tanıklık, konuşan kişinin bakış açısından hafıza ve yorum sunar. Bir kurum dosyası kurumun kendi kategorilerini korur; aynı zamanda tarihleri, ödemeleri, seçimleri veya tanıtım kararlarını belirlememizi sağlayabilir. Sonraki yeniden sahneleme ise eserin değişen koşullarda nasıl aktarıldığını gösterir.
“Eser nedir?” sorusunun birden fazla geçerli cevabı olabilir. Sanatçının açıklamasına, mirasın kararlarına, koleksiyon kaydına ve performans tarihine bakın. Yalnız görüntünün biçiminden hareketle fotoğrafın sadece belge veya başlı başına eser olduğuna karar vermeyin.
Belgeleme bakış açısına sahip kanıttır
Belgeleme bazen canlı olayın doğasına ihanet etmekle eleştirilir; bazen de kaybolmuş olaya doğrudan erişim sağladığı düşünülür. İki görüş de fazla basittir. Kamera baştan eserin parçası olarak planlanabilir veya sonradan davet edilebilir. Katılımcılar kamerayı kendileri kullanabilir ya da medya çekimi dayatabilir. Bir fotoğraf kayıt, tanıtım görüntüsü, sonradan üretilen sanat eseri veya aynı anda bunların birkaçı olabilir.
Belgeye de bir sanat eseri kadar dikkatle bakın. Kamera nerede duruyor? Kadrajın dışında ne kalıyor ve gösterilecek kareyi kim seçmiş? Künye ne söylüyor? Görüntü sanatçıyı mı, eylemi mi, nesneyi mi, yoksa odayı mı öne çıkarıyor? Sonra belgenin basında, sanatçı arşivinde, müzede, kataloglarda, sosyal medyada ve eğitimde nasıl dolaştığını izleyin.
Yeniden sahneleme koşulları değiştirir
Talimat temelli eserler ve performanslar tekrar uygulanabilir, yeniden gösterilebilir veya yeniden kurulabilir. Sonraki sürüm daha çok kişinin esere erişmesini sağlayabilir ve talimatın ne kadar değişikliğe izin verdiğini sınayabilir. Ancak icracılar, izleyici beklentileri, güvenlik kuralları, kayıt teknolojisi ve kurumun yetkisi de değişir. Farklı bir bedenin taşıdığı siyasal anlamlar da aynı olmayabilir. Bu yüzden iki sürümün özdeş olduğunu baştan varsaymayın.
Her yeniden sahnelemede kimin izin verdiğini ve hangi öğelerin sabit kaldığını sorun. Talimat mı, hareket mi, süre mi, malzeme mi, mekân mı, icracı mı, yoksa kurulmak istenen ilişki mi korunmuştur? Müzedeki yeni sürüm, geçmişteki müdahalenin bütün belirsizliğini yeniden yaratamaz. Yine de eserin sorularının bugünün koşullarında nasıl işlediğini gösterebilir.
Karşılaştırma matrisi
| Vaka | Birincil alan | Faillik şunun aracılığıyla yeniden dağıtılır | İzlenecek eşitsiz koşul | Başlıca hayatta kalan iz |
|---|---|---|---|---|
| Yoko Ono, Cut Piece | sahne ve izleyici | talimat ve katılımcı eylemi | bedensel teşhir ve durdurabilme | fotoğraflar, film, partisyonlar, tanıklık |
| Womanhouse | okul, ev, sergi | kolektif pedagoji ve yerleştirme | kimin ev deneyiminin örnek hâle geldiği | eserler, fotoğraflar, film, kataloglar, anılar |
| Lorraine O’Grady, Mlle Bourgeoise Noire | galeri açılışı | yetkisiz kişilik ve hitap | ırk, toplumsal cinsiyet, saygınlık, kurumsal erişim | performans fotoğrafları ve sanatçı tanıklığı |
| Howardena Pindell, Free, White and 21 | kaydedilmiş hitap | kendi performansı, kostüm, kurgu | konuşmacılara atanan eşitsiz inanılırlık | tek kanallı video |
| Ana Mendieta, Silueta | beden, peyzaj, kamera | geçici eylem ve maddi iz | sürgün, yer, sonraki evrenselleştirme | fotoğraflar, filmler, miras ve koleksiyon kayıtları |
| Letícia Parente, Marca registrada | beden, ev tekniği, video | kendini yazma ve çoğaltılabilir süre | toplumsal cinsiyetli emek, ulus, diktatörlük | tek kanallı video |
| Asco, No Movies | sokak, kamera, kitle medyası | sahnelenmiş yıldız imgesi ve stratejik dolaşım | Chicano dışlanması ve kamusal imge denetimi | fotoğraflar, yayınlar, sözlü ve kurumsal arşivler |
Yaygın tarama tuzakları
- Tek bir evrensel “kadın bedeni”: Bedenler ırk, sınıf, cinsellik, engellilik, ulus, yaş, göç ve onları yorumlayan kurumlar tarafından tarihsel olarak farklılaştırılır.
- Görünürlük özgürleşmeye eşittir: Görünme tanınma, gözetim, temellük, alay ya da tehlike getirebilir. Denetimi ve sonucu izleyin.
- Katılım eşitliğe eşittir: Etkin izleyici riski icracıya aktarabilir ya da kuralları kimin tasarladığını gizleyebilir.
- Zaman çizgisini Amerika Birleşik Devletleri sağlar: Eseri erken ya da geç ilan etmeden önce yerel kavramları, diktatörlükleri, sürgünü, medya erişimini ve hareket tarihlerini karşılaştırın.
- Belgeleme olaya eşittir: Her iz seçer. Yapıcısını, statüsünü, tarihini ve dolaşımını belirleyin.
- Sonraki müze tanınması önceki dışlamayı onarır: Edinim eseri korur, fakat müdahaleyi zorunlu kılan koşulları silmez.
- Güncel kimlik dili geçmişe düzgünce oturur: Mevcut olduğunda kendini tanımlamayı ve tarihe özgü terimleri kullanın; arşiv dilini açıklayın.
Yakından bakış soruları
- Beden bu eserde ne yapabilir ve ona, çevresinde ya da onun aracılığıyla ne yapılır?
- Koşulları kim tasarladı ve kim onları değiştirebilir ya da durdurabilir?
- Giysi, kostüm, çıplaklık, poz, jest, ses ya da sessizlik neyi düzenler?
- Hangi ortam önemlidir—sokak, ev, okul, galeri, peyzaj, stüdyo ya da monitör mü?
- İzleyici tanık, katılımcı, hedef, işbirlikçi, risk mi yoksa sonraki izleyici midir?
- Hangi kanıt hayatta kalır, onu kim yaptı ve neyi dışarıda bırakır?
- Hangi kimlik terimleri sanatçıdan ya da tarihsel kayıttan, hangileri sonraki yorumdan gelir?
- Eser hangi kurumsal kapıya girer, onu aşar, açığa çıkarır ya da kurar?
- Performans, fotoğraf, kurgu, kostüm ve koruma süreçlerinde yazarlık payını ve itibarı kim alır?
- Aynı eylem farklı beden, alan, yasa, izleyici ya da kamerayla gerçekleşse ne değişirdi?
Görünürlük, bedenleşme ve arşiv terimleri
- Beden temelli pratik: Bedensel mevcudiyetin, eylemin, duyumun, izin ya da temsilin yapısal olarak önemli olduğu eser; tek bir hareketten daha geniştir.
- Karşı-kamu: Kısmen egemen kamusal kurumlardan dışlanmaya yanıt olarak oluşan toplumsal alan ve izleyici.
- Bedenleşme: Bedeni yalnızca betimlemek değil; toplumsal olarak belirli bir konumda bulunan beden aracılığıyla deneyimleme ve eyleme durumu.
- Kurum eleştirisi: Müzeleri, galerileri, okulları, piyasaları ve bunların değer ve erişim sistemlerini analiz eden ya da onlara müdahale eden pratikler.
- Kişilik: Sanatçının toplumsal kodları konuşabileceği, icra edebileceği, abartabileceği ya da başka yöne çevirebileceği kurulmuş rol.
- Siyasal beden: İktidar, hukuk, emek, kimlik, şiddet, toprak ve kolektif eylem ilişkileri aracılığıyla anlaşılan beden.
- Yeniden sahneleme: Daha önceki performans, eylem ya da talimatın değişen koşullar altında sonraki yetkili ya da tartışmalı gerçekleştirimi.
- Konumlu kanıt: Bakış açısı, üretimi, korunması ve sınırları açık edilen kaynak.
İşleyen bir zaman çizgisi, 1964–1985
- 1964: Yoko Ono Cut Piece’i ilk kez Kyoto’da icra eder.
- 1965: Ono Cut Piece’i New York’ta Carnegie Recital Hall’da icra eder; daha sonraki fotoğraf ve film kaydı eserin incelenmesinde merkezîleşir.
- 1969: Stonewall ayaklanması daha önceki aktivizmi temel alırken gey ve lezbiyen yurttaşlık hakları örgütlenmesine ivme verir.
- 1970: İlk Christopher Street Liberation Day yürüyüşü gerçekleşir; Leffler Washington’daki kadın özgürlüğü yürüyüşünü fotoğraflar.
- 1971: “Are Museums Relevant to Women?” Brooklyn Museum’da toplanır; Feminist Art Program Womanhouse’a dönüşen çalışmaya başlar.
- 1972: Womanhouse açılır; Asco Doğu Los Angeles’ta erken performansları geliştirir.
- 1973–80: Ana Mendieta Silueta dizisini yapar.
- 1975: Letícia Parente Marca registrada’yı yapar; Asco’nun No Movies işleri sahnelenmiş Chicano yıldız imgelerini dolaşıma sokar.
- 1976: Leffler New York’taki Demokratik Ulusal Kongre sırasında eşcinsel hakları gösterisini fotoğraflar.
- 1980: Lorraine O’Grady Mlle Bourgeoise Noire’ı ilk kez sunar; Howardena Pindell Free, White and 21’i yapar.
- 1985: Bu bölümün belirlediği tarih aralığı burada sona erer; tarihsel gelişmeler değil. AIDS aktivizmi, kuir sanat, kesişimsel feminist kuram ve küresel beden temelli pratikler sonraki rotaları gerektirir.
Kaynak rehberi
Library of Congress kadın özgürlüğü yürüyüşü ve 1976 eşcinsel hakları gösterisi kayıtları yapıcıyı, tarihi, başlığı, çoğaltma numarasını ve hak bildirimini belirler. LGBTQ birincil kaynak seti kayıt haritasını genişletir; National Park Service’in Stonewall tarihi harekete geçiren bir olayı mutlak başlangıçtan ayırır.
MoMA’nın Ono genel değerlendirmesi ve Cut Piece ses kaydı sanatçı tanıklığını ve görsel atfını içerir. Smithsonian’ın Dollhouse kaydı Womanhouse’un eğitim bağlamını ve sınırlı ev modelini belirler. Brooklyn Museum’un Feminist Art tarihi 1971 forumunu kaydeder.
Brooklyn Museum’un We Wanted a Revolution kaydı Siyah feminist çerçeveyi sunar. MoMA’nın Mlle Bourgeoise Noire kaydı ve sanatçı ses kaydı olay, portföy, bağlam ve O’Grady’nin sesini ayırır. National Gallery’nin Free, White and 21 kaydı mecrayı, süreyi, tarihi ve provenansı belirler.
Hammer Museum’un Radical Women arşivi adı belirtilen, bölgesel olarak araştırılmış anlatılar sunar: Cecilia Fajardo-Hill ve Andrea Giunta’nın girişi, January Parkos Arnall’ın Ana Mendieta biyografisi ve Mariana von Hartenthal’ın Letícia Parente ile Patssi Valdez kayıtları. Brooklyn Museum’un Mendieta nesne kaydı, Hammer’ın Marca registrada kaydı, LACMA’nın Asco sergi araştırması ve Smithsonian’ın À la Mode anlatısı nesne düzeyindeki savları sabitler.
Atlas rotasına devam
Önceki bölüm, talimatların, katılımın ve belgelemenin öne çıktığı Pop, Minimal, Kavramsal ve Performans sanatını ele aldı. Burada aynı biçimsel soruları toplumsal cinsiyet, ırk, cinsellik, ulus ve kurumların kurduğu güç ilişkileri içinde inceledik.
Sonraki Atlas bölümü başka bir soruya geçiyor: Kültürel nesnelerin sahibi kimdir; onları kim barındırır, adlandırır ve geri verir? Konu Sömürgesizleşme, müzeler, provenans ve iade. Aynı yöntemi orada da kullanın. Olay ile kaydını, koleksiyon ile adil mülkiyeti, kurumun bir eseri tanıması ile gerçek onarımı, görünür olmak ile karar yetkisine sahip olmayı birbirinden ayırın.
Editoryal kayıt
Bu yazı hakkında
- Yazar
- Yayıncı
- GeMarkt
- Yayımlandı
- Güncellendi
- İncelendi
- Kaynaklar ve görsel kullanım bilgileri GeMarkt’ın editoryal sürecinde incelendi. Kontrolü yapan: GeMarkt Research Review. Bu, bağımsız akademik hakemlik değil, GeMarkt içi editoryal kontroldür.
- Kaynak standardı
- Sanat tarihi kaynak standardı (İngilizce)Nesne kayıtları ve araştırma kaynaklarına öncelik verir; kanıtı yorumdan ayırır ve maddi belirsizliği açıkça belirtir.
Kontrol edilmesi gereken bir iddia mı buldunuz? Olgusal hata bildirin.